He was one of the most innovative & abstract poets I've known. He had, and will always have a vary special place in Turkish poetry. Rest in peace.
edit: indentations don't work, unfortunately.
TURKISH
------------------------------------------------------------------------------
YÜZ
Biliyor musun sen bir şiirde ilk satırsın ilk sözcük
Beyaz bir gül
beyaz bir gül ne kadar beyaz olursa o kadar
Ne kadar suysa bir su
o kadar
Ben en yakın yüzüm yüzüne
Uyandığın sabaha, yatağına
Birden bulup birden yitirdiğin bir şey olur ya, ona
Bir dağ okulunda ilk derslere giren çocuklara
İlk coğrafyacılara
İlk harflerine bir alfabenin.
Yüzün ki korkular verir bana ne zaman yüzümü tutsam yüzüne
Ben ki ölüme hiç eğilmedim hic girmedi sözlüğüme
Belki sokağa ilk çıkan bir çocuktur ölüm
Belki senin bazen topuz yaptığın saçın
Bir yaban çiçeği ya da ve daha ilk geliyordur dünyaya
Bir demet maydanozu koparıp bırakmak belki de.
Dedim ya hiç bilmiyorum arabı belki de benim sık sık çıkarıp
baktığım bir fotoğrafın
Bıyıkları hep yüzüne düşen bir adama çektirdiğim
Bir suya bakarken
Bir suya
Duru mu duru ve daha sessiz ölümün kendinden.
Ben ki seninle aştım yaşları
Koydum çağıma adımı. Bir burukluğu
yüzün gibi.
ATIMI ISTEDIM EVIN GOGU GERINDI (Rondo)
Atimi istedim evin gogu gerindi
Cin gulleri bir yerden ordan geliyorum
Oyle sular daglarin ustuydu isminiz
Yesil, o soluklari gibi ruzgarlarin
Bir bin yil ruzgar degirmeninizde kaldim
Tep krallari gibiydim oyle yalnizdim
Bir cagda seni bu beyazliginda tuttum
Ak, sabah kalyonlarim hep gokyuzundeydi
Ben ruzgar degirmeninizde kaldim
Iste ellerin o dunya kadar Akdeniz
Hansi, gecenin pancurunda Berk kuslarim
Ey benim sIgligim eskim karanligim siz
Yitik gu"lusunun actigi sular simdi
Ben o gecelerde saciydim cocuklarin
Bir bin yil ruzgar degirmeninizde kaldim.
NE BÖYLE SEVDALAR GÖRDÜM
NE BÖYLE AYRILIKLAR
Ne zaman seni düşünsem
Bir ceylan su içmeye iner
Çayırları büyürken görürüm.
Her akşam seninle
Yeşil bir zeytin tanesi
Bir parça mavi deniz
Alır beni.
Seni düşündükçe
Gül dikiyorum elimin değdiği yere
Atlara su veriyorum
Daha bir seviyorum dağları.
AŞK
Sen varken kötü diye bir şey bilmiyorduk
Mutsuzluklar, bu karalar yaşamada yoktu
Sensiz karanlığın çizgisine koymuşlar umudu
Sensiz esenliğimizin üstünü çizmişler
Nicedir bir pencereden deniz güzel değil
Nicedir ışımayan insanlığımız sensizliğimizden.
Sen gel bizi yeni vakitlere çıkar.
YAVAŞ YAVAŞ GEÇTİM KALABALIKLARIN ARASINDAN
Yavaş yavaş geçtim kalabalıkların arasından
bir deniz çarpması gibi çoğalta çoğalta geçen
geçtiği yeri
yavaş yavaş çıktım içimden.Dokundum
yavaş yavaş acıya,kuvarsa,şiire
yavaş yavaş tarttım suyu,anladım nedir ağırlık
kokular
coğrafya.
Eğildim sonra gövdeyi tanıdım ve düzenini
gördüm sessizliğin dümdüzlüğünü
gördüm yinelemedi gördüğüm hiçbir şey
böyle yavaş yavaş geçtim insandan insana
insanlaştırdım yavaş yavaş dışımı
böyle karıştım kalabalıklara
kalabalıklaştım böylece..
ÜÇ KEZ SENİ SEVİYORUM DİYE UYANDIM
Üç kez seni seviyorum diye uyandım
Tuttum sonra çiçeklerin suyunu değiştirdim
Bir bulut almış başını gidiyordu görüyordum
Sabahın bir yerinden düşmüş gibiydi yüzün
Sokağı balkonları yarım kalmış bir şiiri teptim
Sıkıldım yemekler yaptım kendime otlar kuruttum
Taflanım! diyordu bir ses duyuyordum
Cumhuriyetin ilk günleri gibiydi yüzün
Kalktım sonra bir aşağı bir yukarı dolaştım
Şiirler okudum şiirlerdeki yaşa geldim
Karanfil sakız kokan soluğunu üstümde duydum
Eskitiyorum eskitiyorum kalıyor ne kadar güzel olduğun
ENGLISH (Not too many, sorry)
------------------------------------------------------------------------------
THE NAME OF PAIN
Slowly quietly gold is collected under your command slowly quietly
Slowly quietly wheat is distributed under your command slowly quietly
Slowly quietly people's bread is served out under your command slowly
quietly.
With you rapidly silk darkens spoils with you rapidly
Water is tied in knots becomes turbid rapidly with you
With you rapidly is atrophied the history of labour
And with you slowly slowly the name of pain written extensively
Comes out on the copper quartz bronze.
Translated by Suat Karantay
AS IF DEATH WERE A DAILY ROUTINE
The road keeps winding. Eventually we stopped there.
Through the open door we saw her,
sitting there spinning wool
A wooden spindle in her hand.
A large ball of yarn had rolled over and stopped there.
At the threshold we extended our heads:
"How are you?" we said. As if
changing the place of a chair
"I'm simply dying!" she said,
without raising her head.
As if death were a daily routine.
A wind kept beating the sea before her
Which she sometimes raised her head to see.
Translated by Suat Karantay
VISITING THE BELOVED WIDOW OF THE DEAD POET
"Books, papers," she said, "wherever I lay
My hand. Here the beginning of an unfinished poem,
But here another that's miraculously complete.
In this poem the sky was growing pale,
And in this other one a street
Came and went;
and such was our life together."
Her voice
That seemed to come from very far
Wandered in those rooms that silence had crushed.
But then she showed us a book that had stayed
Open on his desk, the last one he had thumbed:
"He was seated there, reading this book,
And then we saw it slip away from his hands.
That was all."
And that's what she said,
Concealing her face behind her hands as if
The shadow of a passing cloud had crumpled her features.
Translated by Anne-Marie Toscan du Plantier and Edouard Roditi